Amerikada doğum * Natali U. Biroğlu


Ben, yani Natali :)

Ben Natali Biroğlu,

Amerikada doğum yapmaya karar verdiğim günden itibaren internette araştırmalar yapmaya başladım. Bir kaç firmanın resmi sitesi ve soru cevap şeklinde düzenlenmiş bloglar dışında gerçek tecrübelerini aktaran bir kişinin sitesine/bloguna Ece hanımınki http://www.annece.org/doguma-hazirlik/amerikada-dogum/ dışında rastlamadım. Belkide var ben bulamadım. Bende,  eğer bu işi gerçekten yaparsam, başımdan geçenleri  bir blog açıp herkesle paylaşacağım diye karar verdim.

Yandaki fotoğrafta ben. Bu doğuma kadar çekeceğim son fotoğrafım olabilir çünkü git gide şişiyorum ve çirkinleşiyorum :( . Her ne kadar Mehmet (sevgili biricik eşim) bu konuda bana katılmasada bu bir gerçek. Yinede  fotoğrafı çekerken dev karnımı dahil etmemeyi becerdim.

İşte bu benim Amerika maceram!

Bu blogu bir günlük gibi düşündüm. Belki her gün yazmam ama fırsatım oldukça yeni şeyler ekliyeceğim. Amacım hem vakit öldürmek (burda vakitten çok ne var), hemde Amerika da doğum yapmayı düşünen ama  karar veremeyen yada ürken anne adaylarına az da olsa, elimden geldiğince yardımcı olmak ve sorularına cevap vermek. Sorularınızı ve yorumlarınızı dört göz bekliyorum. Sonuçta uzman değilim ama dediğim gibi gelmeden önce çok araştırma yaptığımdan belki sizi o zahmetten kurtarırım :) .

YOLCULUK

Hiç fena geçmedi açıkcası. Tahminimden daha iyiydi diyelim. İstanbul da Mehmet beni havaalanında geçirdikten sonra koltuğuma yerleştim ve kısa bir rötardan sonra yola çıktık.  O kadar yorgunmuşumki hemen uykuya daldım. Yan koltuk boş olduğundan çok rahattım.  Uyandığımda kahvaltı servisi başlamıştı. Kaç saat uyumuşum??!! Monitördeki haritaya baktığımda New York’ a çok yakınlaştığımızı gördüm. Yaklaşık bir saat sonrada indik. İner inmez aktarmamın olacağı terminale gittim. Benimle birlikte aynı uçakta olan bir bayanda aynı terminalin bekleme alanındaydı. Tanıştık. Austin’de Teksas üniversitesinde okuyormuş Ayla. 3 senedir Austin’deymiş. Orayı o kadar sevmişki anlata anlata bitiremedi.  Şimdiden gittiğim yerleri bilen Türk birilerini tanımak beni rahatlattı.

Teksas – Austin’e indim. Beni havaalanında Gülay hanım karşıladı. Çok tatlı bir bayan. Şehir merkezine yola çıktık. Etraf o kadar yeşilki… Şehir merkezi harika! Daha önce resimlerini görmüştüm ama bu kadar etkileyici olacağını zannetmiyordum. Kocaman bir beyaz saray var merkezde. Firmanın tuttuğu apartman şehrin en yüksek binasında. Eveay hanım (Mediustour’dan) beni binanın girişinde karşıladı. Aynı zamanda tüm Amerikanın güneyinin en yüksek binasıymış. Ne zamandır telefonda konuştuğumuzdan sanki Eveay hanımı uzun zamandır tanıyor gibiyim. İnanılmaz cana yakın. Apatman dairesi 47. katta. Bina daha çok yeni olduğundan bu dairede kalan ilk kişi benmişim. Mobilyalar, halılar, herşey pırıl pırıl, yepyeni! Yemek masasında üzerinde ismim olan bir kartla çok güzel hazırlanmış bir hediye paketini açtım. İçindeki dosyada şehirle, hastaneyle, doktorla ilgili bir sürü bilgi var. Birde cep telefonu ve nevigasyon cihazı koymuşlar (araba kiralayacağımdan). Eveay hanım kısaca yarınki programdan bahsetti. Yarın doktorumla tanışacağım. Birde küçük bir şehir turu atıp hastaneyi gezmeyi gideceğiz. Mehmeti ve annemleri aradım hemen geldiğimi bildirmek için. Eveay ve Gulay hanım yemeğe davet etti ama çok yorgundum. Tahmin ettikleri için buzdolabını doldurmuşlar. Yemek o kadar iyi geldiki. Televizyonun karşısında Lost u izlerken uyuya kalmışım.

Size nasıl gelmeye karar verdiğimden bahsetmedim. Kocam Amerikada üniversiteyi okurken kafasına koymuş. Amerikalı arkadaşları Mehmetin üniversiteye ödediği paranın altıda birini ödediğini öğrenince kararını vermiş. Arkadaşlarıyla birlikte bir yaz Avrupada hem çalışıp hem gezmeye karar vermişler. Her şey hazır ama Mehmetin vizesi yok. Vize almak için Fransa konsolosluğuna başvurmuş alamamış. İtalyaya başvurmuş oda olmamış. O zaman tamamen koymuş aklına bu işi. Ben açıkcası baştan istemedim. Ailemden uzak ne işim var oralarda diye düşündüm. Daha sonra çocuğum için gelecekteki faydalarını öğrenince bende kararı verdim. İki arkadaşımız daha burada doğum yaptılar. Bir tanesi herşeyi kendi ayarlayarak geldi. Daha önce Atlantada bir süre kaldığından orayı tercih etti. Etrafı bilmesine rağmen hastane ve doktor işlemlerinde zorlandığını söyledi.  Diğer arkadaşımız ise bizimde kullandığımız şirket aracılığıyla gelmeyi tercih etti. Çok rahat ettiğini biliyorum çünkü nerdeyse her hafta bilgisayardan skype ile görüşüyorduk. Bende hiç riske atmak istemedim. Birincisi ben Amerikaya daha önce sadece bir kere, 1 haftalığına gelmiştim. O yüzden çok fazla bir bilgim yoktu. Bir ikincisi, kullandığımız şirketten arkadaşımın Atlantada doğum yaptığı hastanenedende fiyat almasını istedim (karşılaştırmak için). Arkadaşımın ödedidiği fiyatla onların bana verdiği fiyat arasında 175 dolar fark ediyordu. Dolayısıyla hiç o eziyete girmek istemedim.

ŞEHİR TURU, HASTANE VE DOKTOR

Eveay hanım beni aldıktan sonra bir İtalyan restaurantına gittik. Pizzaydı, makarnaydı derken ipin ucunu yine kaçırdım. Neyse, hepsi bebeğe gidiyor nasılsa :) . Austin in doğası inanılmaz güzel. Her yer o kadar yemyeşil ve o kadar temizki. Şehrin tam ortasından kocaman bir nehir akıyor, bu nehirde dev bir göle açılıyor. Teksas deyince gözümün önüne hep çöl, sıcak, kovboylar falan gelirdi. Kovboylar yine var ama at yerine  pırıl pırıl devasa kamyonetlerle geziyorlar.  Şu anda çok büyük bir müzik festivali var şehirde. Şehir dışından 500.000 kişiden fazla insan geliyormuş dünyanın her yerinden. O yüzden heryerde çılgın bir kalabalık var. Neyse şehiri anlatmaya geri dönücem, birazda hastaneden ve doktorumdan bahsediyim. Hastane kaldığım apartmana oldukça yakın. Teksas ve Amerika genelinde bir sürü ödüller almış (aşağıdaki resim). Doktorun muayenehanesi hemen karşısındaki binada. Dr. Sebastyan acaip tatlı bir bayan. Bu arada ofısindeki resepsiyonistten hemşirelere herkes  o kadar cana yakın ve konuşkanki. Yalnızca burada değil sokaktaki insanlarda aynı. Neyse konuyu dağıtmıyım.  Muayenem 15-20 dakika sürdü. Her ne kadar söylediklerini anlasamda Eveay hanım sağolsun tercüme etti bir çok şeyi. Hamileliğimin nerdeyse 32. haftasına girmek üzere olduğumdan gelecek hafta bir kere daha görmek istedi. Bir diğer sebepte ofiste 4 ayrı doktor var. Hepsiyle  tanışmam lazım, her muayenemi biri yapıcak. Bebeğimizin geldiği gün hangisi nönbetçiyse  o doktor doğuma girecek.  Herkese hoşçakal dedikten sonra çıktık.

İçim çok rahatladı. Nede olsa insanın aklından binbir tane şey geçiyor.

HAFTASONU

Haftasonu Laptop bilgisayarım durup dururken iflas etti o yüzden bir kaç gündür yazamadım. Fırsat bu fırsat bende Best Buy diye bir teknoloji mağazasına gittim. Eskiden beri bayılırım elektronik aletlere. Kendimi kaybettim içeride. O kadar büyük bir mağazaki. Fiyatlar Türkiye den çok da farklı değil ama çeşit çok fazla. Neyse sonuçta bir laptop aldım.

Cumartesi günü Gülay hanım benim için kiraladıkları arabayı getirdi. Daha önce verdikleri nevigasyon aletini taktım. Türkçe programladıkları için yönümü bulmam çok kolay. Başta biraz trafikten çekindim ama insanlar o kadar birbirine saygılıki. İstanbul da araba kullandıktan sonra burası bir cennet! Herkes birbirine yol veriyor. Özellikle beni hamile görünce insanlar heryerde yardım etmek için paralanıyorlar. Medeniyetin gözünü seviyim. Cumartesi ve Pazar iki gün arabayla etrafı gezdim. Travis gölü diye dev bir göl var şehrin kenarında. Yazın burası aynı Çeşme gibi oluyormuş. Dev gibi sürat botları var her yerde, Mehmet görünce bayılacak.

Pazar günü yan dairedeki komşularla tanıştım. Çok tatlı genç bir çift. Beni akşam yemeğine davet ettiler. İkide bir diyorum ya insanlar inanılmaz cana yakın diye. Ben Amerikalıları daha soğuk, daha bir kendini beyenmiş sanırdım. Peter buradaki Dell bilgisayar firmasında mühendismiş. Dell firmasının merkezi meğer buradaymış.  Eşi Elizabet hemşire. Elizabet in büyük annesi Yunanmış. Küçükken çok sık gidip gelirlermiş Yunanistana. İzmirede bir kaç kere gitmiş.Benim doğum için geldiğimi duyunca çok şaşırdı. Kaldığım rezidansın alt katındaki küçük bir sinema var. Yemekten sonra  hep beraber oraya indik. Leonardo Dicaprio nun yeni filmi- Shutter Island oynuyordu. Çok yakışıklı adam Dicaprio vallahi ne diyim. Peter ile Elizabet i çok sevdim, harika bir çift. Bende onlara Türk yemeği yapıcam. Elizabet dolma ve musakka yapabilirmiyim diye sordu. Büyük annesi çok güzel yaparmış küçükken. Denerim diye söz verdim. Pratik olmadığından İngilizcem bayağa bir gerilemiş. Cümle kurmakta zorlanıyorum ama yinede derdimi anlatıyorum. Bu benim için çok güzel bir firsat oldu. Böylelikle İngilizcemde gelişicek.

Tek başıma sıkıllırmıyım acaba diye ürküyordum gelmeden önce. Açıkcası işten güçten uzak, biraz yalnız kalmak hiçte fena gelmedi. Mehmeti ailemi ve arkadaşlarımı özlüyorum tabi ama sayılı gün çabuk geçiyor aslında.

Gelecek hafta sonu Houston dan arkadaşım Demet gelicek. Çok heyecanlıyım, Demeti üç yıldır görmüyorum. Burada bir bankada müdür olarak çalışıyor. Biz Bilkenti bitirdikten sonra Demet master yapmak için Houston a gitmişti. O zaman benimde öyle bir şansım vardı ama ben istemedim. Aptallık işte. Austin Houston arası arabayla iki buçuk saatmiş. Belki dönüşte beraber gideriz. Buradayken mutlaka Houston ve Dallas ı görmek istiyorum. Bu arada Austin a çok yakın Amerikanın en büyük outlet center larından biri varmış. Eveay ve Gülay  ile (artık hanım demiyorum, gayet iyi arkadaş olduk) Çarşamba günü oraya gideceğiz.

ALIŞ-VERİŞ

Bu outlet center ın büyüklüğüne inanamadım.  Abercrombie den Zegna ya kadar bütün markalar var. Fiyatlar dahada inanılmaz. Gelmeden önce aytıptır söylemesi bir Ralph Lauren sweatshirt almıştım 300 liraya. Aynısının laciverti burada 25 dolar! Salaklığıma yanıyorum. Ama nerden bileyim. Herkesin aklında olsun, eğer bir şekilde Amerikaya geliyorsanız mutlaka bu outlet center lara gidin. İnsan kendini enayi hissediyor resmen bu fiyatları görünce. Bebişkoya bir sürü pembe pembe kıyafetler aldım, öyle şirinlerki!  Hele bebek kıyafeti fiyatları arasında İstanbulla öyle büyük bir uçurum varki şaştım kaldım.Eveaylar  Türkiyeden gelenler için Houston, Dallas ve Austinden özel alış veriş turları yapıyorlarmış  buraya.

II. HAFTASONU

Zaman ne çabuk geçiyor, geleli 10 günü geçti bile. Cuma akşamı Demet geldi. O kadar özlemişimki. Demet Austin i çok iyi biliyor. Eşi Mert buradaki Teksas Üniversitesinde okuduğu için uzun süre hafta sonları bir Houston bir Austin arası 2 yıl geçirdiler. Mert mezun olduktan sonra Houston da iş bulunca orada yaşamaya karar verdiler. Şimdi harıl harıl her ikiside Austinde iş arıyor. Buraya taşınmayı çok istiyorlar. Mert bu hafta sonu çalıştığı için malesef gelemedi. Buradaki Teksas üniversitesi – UT  Amerikanin en büyük ikinci üniversitesiymiş.  Kampüste 60.000 kişiden fazla öğrenci ve öğretim görevlisi varmış!  Bizim bebişkoda (hala isim düşünüyoruz) Teksasta doğacağından bu eyaletteki üniversitelerden çok büyük indirim alabiliyormuş. Oda UT ye gelir inşallah, ben yapamadım bari kızım yapar.  Bu üniversiteden mezun olan bir çok öğrenci şehirde kalıp iş bulmaya çalışıyormuş. O yüzden şehirdeki eğitim düzeyi Amerikada en yüksek şehirlerden biriymiş. Neyse, Demet le birlikte Whole Foods diye şehir merkezinde inanılmaz güzel bir süpermarkete gittik. Süpermarket deyip geçmeyin. Herşey organik. İçeride envayi çeşit yiyecek var. O kadar büyükki insanın aklı almıyor. Burada hiçbir şey küçük değil zaten.  Bu market meğer Amerikada çok ünlüymüş ve buradan çıkıp tüm Amerikaya yayılmış. Burası merkezi olduğundan turistlerin mutlaka uğradığı bir yer olmuş. Yine çok yedim :( . Ordan çıkıp eve geri yürüdük. Yol boyunca sokak çalgıcıları var. Herkes beraber şarkılar söylüyor. İnsanlar o kadar rahat ve samimiki, sanki hiç kimsenin derdi tasası yok gibi.Cuma gecesi 3,5 a kadar oturduk, konuştukta konuştuk. O kadar çok şey varki bahsedicek.

Cumartesi sabahı yakındaki büyük gölün kenarında kahvaltı etmeye gittik. İkide bir söylüyorum biliyorum ama buranın doğasına bayıldım. Tam bahar zamanı olduğu için tepelerde yeşilin her tonunu görmek mümkün. Kahvaltıda burrito yedim. Burada Meksika yemekleri Meksikadan daha güzelmiş. Oldukça fazla Meksikalı yaşıyor. Gelmeden önce biraz ürkmüştüm sanki daha önce çok Meksikalı tanımışım gibi. Bize o kadar çok benziyorlarki. Tipleri, konuşurken ellerini kollarını kullanmaları, samimiyetleri aynı biz. Filmlerden Amerikayı biliyormuşuz gibi geliyorya, alakası yok aslında. Kahvaltıdan sonra şehir turu attık. Bayağa yoruldum, kolay değil nede olsa artı bir kişi taşıyorum. Öğleden sonra alış veriş yapıp eve geldik. Akşama yemeğe Peter ile Elizabeth i çağırmıştım. Hazır Demette varken hep beraber yemek yeriz diye düşündüm. Eveay geçen Perşembe beni Arap bakkalına götürmüştü dolma içi için fıstık almaya. O kadar enteresanki, her türlü Türk markasını bulmak mümkün.  Neyse konuyu yine dağıttım. Biber dolmasıyla musakka yaptık. Birde yanına pilav. Elizabeth gözlerine inanamadı. Bir yandan yiyip bir yandanda cep telefonuyla annesini arayıp ballandıra ballandıra anlattı. Peter ilk defa yediğinden  musakkaya biraz uzak kaldı baştan. Ama baktaki Elizabeth götürüyor o da denemeye karar verdi. Biber dolmasını her ikiside burada yiyorlarmış. Meğer Meksikalılarından çok benzer bir yemekleri varmış. Bu arada Skype den Mehmet e bağlandık. Kıtalararası bir gece geçirdik resmen. O kadar eğlenceli bir gece olduki anlatamam. Gece yarısına doğru Peter ile Elizebeth yakındaki bir cafe ye gittiler. Çok ısrar ettiler gelelim diye ama Demetle ikimizin pili bitmişti.

Pazar sabahı erken kalkıp geçen gün gittiğim outlet center a gittik. Demette buraya oldukça sık geliyormuş. İnsanlar yandaki eyaletlerden saatlerce araba kullanıp buraya geliyormuş. Öyle bir kalabalık varki aklınız durur. Pazar günü gelmek pek de akıl karı değilmiş. Ben burada kriz var sanıyordum.

Ne restaurantlar, ne dükkanlar kriz mıriz dinlemiyor. Krizden önce burası nasılmış merak ediyorum. Çok fazla kalamadık. Şehre geri dönüp eve çok yakın, enteresan dükkanların olduğu bir semtte geldik. Sokak kenarlarına kocaman sahneler kurmuşlar, etrafta bir sürü müzisyen.

Austin için dünyanın canlı müzik başkenti diyorlarmış. Yıl boyunca bu tip gösteriler, festivaller hiç bitmiyormuş.

Birşeyler atıştırdıktan sonra eve geri döndük. Demet Pazartesi çalışacağı için yola çıkması gerekiyordu. Demeti o kadar özlemişimki anlatamam. Bende mutlaka Houstona

gideceğim.

Yarın doktor randevum var. Bakalım bizim bebişko nasıl…

DOKTOR VİZİTESİ

Sabah 10 da doktor vizitesine gittim. Muayenehane ofis gibi. O yüzden doktor ofisi diyorlar zaten. Girişte büyük bir bekleme odası var. Lisa isminde bir bayan gelip kendinin tanıttı. Eveay daha önce bahsetmişti Lisa dan. Baş hemşire yada doğum koçu denilebilir. Tüm doğumlara doktorlarla giriyormuş. Vizitelerde doktor görmeden önce kontrolleri o yapıyormuş. Lisa 12 yıldır bu ofiste çalışıyormuş. O kadar çok doğuma girmişki sayısını hatırlamıyor. Protein testi yapıldı. Kilomu, tansiyonumu ve karnımı ölçtükten sonra küçük muayene odalarından birine girdik. Karnım 34 inch olmuş (86 cm. denk geliyormuş). Gayet normal dedi. Etraf o kadar temizki bal dök yala resmen. Duvarlarda daha önce doğum yapmış annelerin bebekleriyle çektirip gönderdikleri resimler var. Birde resimleri kartpostal gibi kartlara bastırmışlar, çok güzel olmuş. Bebişkonun kalp atışlarını dinledikten sonra herşeyin normal olduğunu söyledi.  Daha önce Türkiyede ultrason yaptırmıştım ama genede ultrason uzmani başka bir doktor gelip, kendilerinin yeniden ultrason yapmaları gerektiğini söyledi. Yapalım dedim. Bebişko kocaman olmuş! İsmini hatırlayamıyorum ama ultrason uzmanı olan doktor hanım,kızımın  parmaklarını saydı. Kafasınının boyutunu, boyunu ölçtü. Herşey gayet normal dedi. Daha sonra Dr. Andrea ile daha önce tanıştığım Dr. Sebastyan geldi. Benimle ikisi ilgileneceklermiş.  Lisa kilomu, karnımın büyüklüğünü, bebeğin kalp atışlarından bahsetti. Ultrason sonuçlarını gösterdi.  Her ikiside herşeyin normal olduğunu söylediler.Çok şükür, rahatladım. O kadar rahat hissetiriyorlarki hepsi, hiç hamilelik stresi falan kalmıyor burada. İki hafta sonra yeniden geleceğim. Ondan sonra doğuma kadar her hafta vizite var.

Viziteden sonra eve geri döndüm. Hava çok güzeldi dışarıda, nehrin kenarına yürümeye çıktım. O kadar çok insan koşuyor ve eksersiz yapıyorki etrafta inanamadım. Günün ortası, bu insanlar işe gitmiyormu??  Herkes fit, şıkır şıkır giyinmiş. Sanki dergiden firlamışlar. Bir baktım komşum Elizabeth de koşuyor. Bugün izinliymiş. Planın yoksa beraber öğle yemeğine gidelim dedi. Beraber eve geri yürüdük, yarım saat sonrada çıktık. Elizabeth beni Teksas barbeküsü yedirmeye götürdü. Teksas barbeküsü çok ünlüymüş Amerikada. Sanki bizim tandıra benziyor. Devasa odun fırınlarının içinde saatlerce pişiyormuş etler. Kocaman biftekleri fırından çıkardıktan sonra döner gibi incecik dilimliyorlar, üzerinede özel bir domates sosu gibi bir sos koyuyorlar. Yemede yanında yat! O kadar lezzetli bir etki yedikçe yiyesi geliyor insanın. Ben bu kadar yemezdim, sonra nasıl vericem bu kiloları??? Hamilelik böyle bir şey işte. Üzerine konan sosu ayrıca büyük şişelerdede satıyorlar. Mehmete en büyük boyundan aldım. Bayılır o soslara. Daha sonra Şehrin güney kısmındaki otantik dükkanların olduğu bir caddeye gittik. Hangar gibi bir kovboy çizmecesi var burada.

Binlerce çift kovboy çizmesi var. Harikalar gerçekten. Fiyatlar biraz uçuk, 10,000 dolara bile çizmeler var etrafta. Hepsi el yapımı ve orjinal tabi. Duvarlarda buradan çizme almış Austinde yaşayan ünlülerin dükkanda çekilmiş fotoğrafları var. Sandra Bullock, Tommy Lee Jones, Matthew Mconaughey, Jessica Simpson ve daha bir sürü ünlü meğer burada yaşıyormuş. (Bende duvardaki resimlerden kopya çekiyorum)

ANNEM GELDİ! :)

Geçen haftadan beri yazamadım. Bazı okurlar (evet artık okurlarım var) endişelenmişler acaba birşeymi oldu diye. Geçen hafta biraz panik oldum.  Çarşamba sabahı birden sancılar hissetim. Bir kaç saat bekledikten sonra Eveay la apar topar hastaneye gittik. Allahtan birşey çıkmadı fakat doktor erken doğumdan şüphelendi başta. Mehmet le annemi aradım. Mehmet işlerinden dolayı ayrılamadı. Annem Mayıs başında gelmeyi zaten planlıyordu ama içi rahat etmedi. Cuma günü atlayıp geldi. Hafta sonu pek bir şey yapamadık. Annemle biraz şehri turladık. Pazar günü yakındaki San Antonio şehrine gidelim dedik fakat annem pipiriklendi. Vazgeçtik. Şimdi kendimi gayet iyi hissediyorum. Yanlış alarmdı herhalde. Olsun bu sayede annem gelmiş oldu. Bu arada uydurma bir diğer yanlış alarmla Mehmeti getirtmeyi düşünüyorum :) Bu hafta sonu mutlaka San Antonio ya gideceğiz. Burdan yaklaşık 1 saat mesafede. Teksas ın en eski şehirlerinden biriymiş. Türkiye’de Alamo diye bir film seyretmiştim. Alamo oradaymış. Meksikalılar ve Amerikalıların zamanında Teksası almak için savaştıkları yermiş San Antonio. Oldum olası sevmişimdir tarihi.

Günler o kadar çabuk geçiyorki. Geleli neredeyse 1 ay olucak. Kendime göre bir rutin edindim. Her sabah Elizabeth ile nehir kenarında yürüyüş yapıyoruz. Tabi ben bir turu bitirmeden o üç tur atıyor. Daha sonra evden biraz ilerideki coffee shop a gidiyorum. Çalışanlarla arkadaş oldum artık. Gider gitmez bir şeyler atıştırıp günlük dergi ve gazetelere dalıyorum. İçerisi cafe den çok kütüphane gibi zaten. Etrafta bir sürü öğrenci ders çalışıyor. Merak ediyorum nasıl para kazanıyor bu dükkanlar. Hangi Starbucks’a veya benzer coffee shop’a gitsem onlarca insan kamp kurmuş, saatlerce kitaplarına veya internete gömülüp oturuyorlar. Bizde olsa kusura bakma deyip kibarca uyarırlar, öyle değilmi? Daha sonra şehir merkezinde yürüyüş yapıp her gün değişik bir yerlede ufak tefek bir şeyler atıştırıp değişik yiyecekler tatmaya çalışıyorum. Geçen gün bir Hindistan restaurantına gidip bizim yoğurtlu kebapa benzer bir yemek denedim. Restaurant’ın sahibi Pakistanlıydı, konuşmaya başladık. Benim Türk olduğumu öğrenince çok sevindi. İstanbul Teknik’ te iki sene okumuş. Daha sonra Pakistan’a geri dönmek zorunda kalmış. 80′lerdede  Amerikaya gelmiş. Bulaşıkçılıkla başlayıp 20 senede iki tane restaurant açmış.

Öğleden sonra eve dönüp televizyonun karşısında uyukluyorum. Akşam üzeride genelde ya apartmanın altındaki cafede oturup kitap okuyorum yada aşağıdaki sinemada film seyrediyorum. Hala sıkılmadım, enteresan. Şimdi annem burada, hiç sıkılmam. Geçen gün anneme söylüyordum, o kadar  uzun zaman olmuştuki hiç bir şeye yetişmek zorunda kalmadan, kafama göre vakit geçirmeyeli. Gerçekten çok iyi geldi bu değişiklik. Burada geçirdiğim stressiz zaman belki bebişkonun karakterinide etkiler kimbilir.

New York’ta yaşayan arkadaşım Funda ile konuşuyorum. Doğumdan önce mutlaka gelip beni ziyaret etmek istiyor. Funda çok uzun zamandır burada yaşıyor. Biz lise 1. sınıftayken AFS bursuyla gelmişti. Geliş o geliş. Daha sonra liseyi ve üniversiteyi burada bitirdi. Üniversitede tanıştığı Amerikalı bir çocuklada evlenip New York’a yerleşti. Eşiyle bir türlü tanışamadım. Funda arada bir Türkiye ye geldi fakat eşi işlerinden dolayı ancak 1 kere gelebildi, o zamanda denk gelmedik. Neyse bu hafta sonu ayarlayabilirlerse ikiside gelicekler.

(yazmaya devam edicem…)

Burdayım, sonunda blogumu bitireceğim. Herşeyden önce herkesin desteğine ve yakın ilgisine çooook teşekkür ederim. Çok uzun zamandır yazamadım ve ister istemez bir çok okurumu anladığım kadarıyla endişelendirdim.

Şu internet ne acaip bir şey değilmi? Avustralya’dan, Kanada’dan okurlarım var inanabiliyormusunuz? Yazmaya ara verince o kadar çok kişiden mail aldımki… Bir çoğuda beni Facebook’da aramış bulamamış. Sanıyorum Facebook’u olmayan bir ben kaldım. Hiç tahmin etmezdim yazdıklarımın bu kadar ilgi çekeceğini, yazarmı olsam nedir :)  Türkiye’ye döndüğümden beri başımı kaşıyacak vaktim yok inanın. İş yerinde işler okadar birikmişki gecenin bir yarısı eve gitmek zorunda kalıyorum. O yüzden bloga bu kadar ara verdim. Benim ofisin yanındaki küçük odayı Ayşe’nin odası haline getirdik. Öğle üzeri gibi bakıcısı yanıma getiriyor, böylelikle tüm gün ayrı kalmamış oluyoruz. Ne kadar şanslı olduğumun farkındayım. Aile şirketimizde çalışmıyor olsam böyle bir lüks mümkün olabilirmi hiç?!

Hikayemin tümünü yazıp bitireyim diye düşünüyordum ama yazacak o kadar çok şey varki… San Antonio’yu, Houston’ı, Orlando’yu, Funda’nın ziyartini ve diğer bir çok şeyi daha sonra yazıcam fakat en önemli kısma gelelim; Nur topu gibi, tatlımı tatlı bir kızımız oldu!!!! İsmini Ayşe İzabel koyduk (Mehmet’in annesi ile benim büyük annemin isimleri). Ayşe biraz erken geldi. 15 Nisan akşamı birden sancılandım. Annem hemen Eveay’ı aradı. Sancılar sıklaştığından ve doktorda daha önce erken doğum olabileceğinden bahsetmiş olduğundan panikledik. Eveay ve Serhan uçarakmı geldiler bilmem 10 dakika sonra kapıdaydılar. Yaklaşık 10 dakika sonrada hastane kapısındaydık. Eveay tahmin edip beni almadan önce  hastaneyi aradığından kapıda 3 hemşire bekliyordu. Apar topar beni tekerlekli bir yatağa yatırıp üst kata çıkardılar. Sancılarım bu arada hafiflemişti. Lisa (doğum koçu) yarım saat kadar sonra yanımızdaydı. Dr. Sebastyan’ı aradığını ve kendisinin yolda olduğunu söyledi. Bu arada belkide heyecandan benim sancılar durdu. Lisa’ya yanlış alarma olabileceğini söyledim fakat Lisa yinede emin olmak istediklerini ve doktorun mutlaka beni görmek istediğini söyledi. Bu arada beni odalardan birine aldılar. Tek kişilik büyük bir oda, yatağın arkasında bir sürü alet, ekran vesaire var. Yatağın yanında bir çek yat tipi koltuk ve tek kişilik bir diğer koltuk var. Yatağın karşısında büyük bir komidin ve üzerindede televizyon. Odayı o kadar güzel dekore etmişlerki hastane odası değil oteldeymişiniz gibi hissediyorsunuz. Doğum bu odada oluyor, enteresan değilmi? Daha öncesinde hastane turundayken Eveay bana göstermişti. Ben soğuk bir doğumhane bekliyordum açıkcası. Yaklaşık 15 dk. sonra Dr. Sebastyan geldi.

(Biliyorum, en heyacanlı yeri, yazmaya devam edicem, söz!)



Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.